Göbeklitepe nedir? Tarihi nedir? Nerededir? Nasıl gidilir? Ve dahası..

Göbeklitepe, Türkiye’nin güneydoğusundaki Şanlıurfa iline bağlı olarak bulunan tarihi bir alan olarak bilinir. Arkeolog Klaus Schmidt tarafından 1995 yılında keşfedilmiş ve kazılarına başlanmıştır. Göbeklitepe’nin önemi, tarih öncesi döneme ait, bilinen en eski tapınak kompleksi olmasıdır. M.Ö. 9600-7300 yıllarına tarihlenen bu yapı, bilinen diğer antik tapınaklardan binlerce yıl önce inşa edilmiştir.

Yapının inşa süreci gerçekten büyük bir gizemi içermektedir. Dev sütunlar, ağır taşlar ve çeşitli hayvan figürleriyle süslenmiş bu tapınak kompleksi, o dönemde kullanılan basit aletlerle nasıl inşa edildiği konusunda hala birçok soru işareti barındırmaktadır. Yapının inşa edildiği dönemde, taşları işlemek ve yerleştirmek için günümüzdeki modern teknolojilerden yoksun olunması, bu antik yapının gizemini arttırmaktadır.

Sütunların üzerinde bulunan hayvan figürleri, o dönemin sanatının önemli örnekleridir. Bu kabartmalar, insanoğlunun o dönemdeki sanat anlayışını ve sembolizmini yansıtarak, kültürel bir zenginliği sergilemektedir. Hayvan figürleri arasında özellikle yaban domuzları, yılanlar, kuşlar ve diğer hayvanlar görülmektedir.

Göbeklitepe’nin işlevi tam olarak anlaşılamamıştır, ancak araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalar, bu alanın dini veya ritüel amaçlar için kullanıldığına dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Göbeklitepe’nin, avcı toplayıcı toplulukların sosyal organizasyonunu ve belki de dini pratiklerini barındıran bir merkezi olduğu düşünülmektedir. Bu, insanların bu dönemde daha kompleks topluluklar oluşturduğunu ve ortak amaçlar etrafında bir araya geldiğini gösteren önemli bir kanıttır.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde

Göbeklitepe’nin kültürel ve tarihi önemi, Türkiye’deki Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2005 yılında 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmesiyle resmi bir şekilde tanınmıştır. Bu statü, Yapının’nin korunması ve araştırılmasının önemini vurgular.

Daha sonra, 2011 yılında, Göbeklitepe, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilmiştir. Bu, Bu yapının dünya çapında önemli bir kültürel miras olarak kabul edildiği anlamına gelir. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edilme süreci, Göbeklitepe’nin kültürel ve tarihi zenginliğini vurgulayan bir adım olmuştur.

Nihayetinde, Temmuz 2018’de Bahreyn’de düzenlenen UNESCO Dünya Mirası Komitesi toplantısında alınan kararla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne resmi olarak dahil edilmiştir. Bu karar, Göbeklitepe’nin evrensel önemini ve insanlık tarihindeki benzersiz katkılarını tanıyan bir uluslararası onaydır. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilen bölgeler, kültürel veya doğal olarak önemli alanları koruma ve tanıma amacını taşır. Göbeklitepe’nin bu listeye eklenmesi, dünya genelinde bu antik alanın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için bir taahhüt olarak kabul edilmektedir.

Hangi Döneme Aittir?

Göbeklitepe’nin Neolitik Çağ’a ait bir tapınak olduğu ve bu döneme ait olduğu düşünülen tarih öncesi bir alan olduğu doğrudur. Göbeklitepe’nin yaşının yaklaşık 12.000 yıl olduğu tahmin edilmektedir, bu da M.Ö. 10.000’lerden beri var olduğu anlamına gelir. Bu, Göbeklitepe’yi Malta’daki M.Ö. 3600’lü yıllara tarihlenen megalitik tapınaklardan, Stonehenge’den ve Mısır piramitlerinden daha eski kılar, bu da onu bilinen en eski tapınak kompleksi yapar.

Göbeklitepe’nin özellikle dikkat çeken özelliklerinden biri, dönemin avcı-toplayıcı topluluklarının inanç sistemleri doğrultusunda oluşturdukları bir buluşma noktası olarak kabul edilmesidir. Yapılan araştırmalar, bu alanın sadece bir yerleşim yeri olmadığını, aynı zamanda ritüel ve dini amaçlar için kullanıldığını göstermektedir. Göbeklitepe’nin dev sütunları, üzerlerindeki hayvan kabartmaları ve düzeni, bu alanın bir tapınak kompleksi olarak inşa edildiği fikrini desteklemektedir.

Araştırmacılar, Göbeklitepe’nin avcı-toplayıcı topluluklar arasında bir buluşma yeri olarak kullanıldığını, burada sosyal etkileşimlerin yanı sıra ritüel ve dini törenlerin düzenlendiğini düşünmektedirler. Ayrıca, avlanma ve takas gibi önemli faaliyetlerin de bu alanda gerçekleştirildiği öne sürülmüştür. Göbeklitepe’nin Neolitik dönemin sosyal, kültürel ve dini yapısını anlamak için devam eden araştırmalar, bu antik yapının sırlarını daha da aydınlatabilir.

Nasıl Keşfedildi?

Göbeklitepe’nin keşfi, 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin iş birliğiyle yürütülen “Güneydoğu Anadolu Araştırma Projesi” sırasında gerçekleşti. Ancak, bu keşif o dönemde Göbeklitepe’nin gerçek önemini tam anlamıyla kavramakta zorlandı.

Kazı çalışmaları ise, yapının tam anlamıyla bilinçli bir şekilde keşfedilmesinden yaklaşık 30 yıl sonra, 1995 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt tarafından başlatıldı. Klaus Schmidt’in liderliğindeki kazılar, yapının Neolitik döneme ait, bilinen en eski tapınak kompleksi olduğunu ortaya çıkardı.

Yapının keşfi, arkeologlar için büyük bir sürpriz oldu çünkü o dönemde bu kadar büyük ve karmaşık bir yapıya sahip bir tapınak kompleksi beklenmiyordu. Bu antik alanın keşfi, tarih öncesi dönemlere ait bilgilerimizi ve anlayışımızı derinlemesine değiştirdi.

Yapının keşfi ve ardından başlayan kazı çalışmaları, arkeologların ve tarihçilerin, insanlık tarihine ait yeni perspektifler kazanmalarına ve Neolitik dönemdeki toplumsal, dini ve kültürel pratiklere dair daha fazla bilgi edinmelerine olanak tanıdı. Bu nedenle, Göbeklitepe’nin son yıllarda artan ilgi görmesi ve dünya çapında ses getirmesi, bu antik tapınak kompleksinin keşfi ve kazı çalışmalarının devam etmesiyle yakından ilişkilidir.

Neden Önemli?

Yapının keşif ve kazı çalışmaları, bölgede şu ana kadar ortaya çıkan altı tapınağın yanı sıra daha fazla tapınağın varlığını işaret etmektedir. Jeomanyetik çalışmalar, bölgedeki tapınakların sayısının 20’ye ulaşabileceğini gösteriyor, bu da Göbeklitepe’nin sadece bilinen altı tapınakla sınırlı olmadığını, daha fazla sürprizlerle dolu olduğunu düşündürmektedir. Bu durum, Neolitik dönem avcı-toplayıcı topluluklarının yaşamına dair daha fazla gizemi açığa çıkarabilir ve insanlık tarihi hakkında yeni bilgiler sunabilir.

Yapıdaki tapınakların ortak özellikleri şunlardır:

  1. Dairesel Plan ve T şeklindeki Sütunlar: Tapınaklar genellikle dairesel bir plana sahiptir ve bu tapınakları oluşturan en belirgin özellik, T şeklindeki dev sütunlardır. Bu sütunlar, insan figürlerini temsil ettiği düşünülen dikdörtgen blokların üst kısmında bulunur.
  2. Taş Duvarlar: Yapılar taş duvarlarla örülmüştür. Bu taş duvarlar, tapınak kompleksini çevreleyerek bütünlüğünü sağlar.
  3. Karşılıklı Yerleştirilmiş Dikili Taşlar: Tapınakların ortasında genellikle iki büyük dikili taş, karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikili taşların işlevi ve anlamı hala tam olarak çözülememiştir.
  4. Kabartmalar ve Oymalar: Tapınağı oluşturan taşların üzerinde, hayvan, insan ve soyut varlıkların sembollerini içeren kabartmalar veya oymalar bulunmaktadır. Bu semboller, Neolitik dönemin sanat anlayışını ve dini simgelerini yansıtmaktadır.

Yapıdaki tapınaklar, sadece bu bölgede değil, dünya genelinde bilinen en eski tapınak kompleksleri olarak büyük öneme sahiptir. Bu yapılar, Neolitik dönemdeki insan topluluklarının sosyal, dini ve kültürel pratiklerine dair önemli bilgiler sağlamaktadır. Neolitik Çağ’da insan gruplarının oldukça küçük olması ise grupların ilk kez iş birliği yapma ihtimallerinin yüksek olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu dönemde insanların eşit olduğu düşüncesi de arkeologlar tarafından kabul görmüş bir anlayıştı. Fakat Göbeklitepe Şanlıurfa, bu görüşü de değiştiriyor. Çünkü uzmanlara göre bu kadar karmaşık bir yapı, bazı alanlarda uzmanlaşmayı gerektiriyor. Diğer bir deyişle yapının hayata geçmesini sağlayan bazı insanlar uzman, bazı insanlarsa işçi olarak çalışmış olabilirler. Bu durum da tarihte ilk kez bir kamusal alanda eşitliğin olmamasını beraberinde getirmiş olabilir.

Göbeklitepe Hakkında Bilmeniz Gereken 8 Detay

Sütunların ağırlığı 40 ile 60 ton arasında değişiyor: Mesela bazılarında el ve parmakların var olmasından dolayı insanları temsil eden eserler olduğu düşünülen T biçimindeki sütunların ağırlığının 40 ila 60 ton arasında değiştiği biliniyor. Fakat o dönemin şartlarında bu taşların alana kimler tarafından ve nasıl taşındığı bir Göbeklitepe sırrı olarak çözülmeyi bekliyor. 

Döneminin ilerisinde bir mimari teknik kullanılmış: Dönemine göre oldukça ileri mimari tekniklerin kullanıldığı da bir gerçek. Belki ileriki günlerde bu soruların da cevapları bulunur.

Sütunların üzerinde yılan, yaban domuzu ve ördeği gibi hayvan kabartmaları bulunuyor: T şeklindeki sütunların üzerine işlenen kabartmalı figürlerde bulunan hayvanların ne amaçla koyulduğu hakkında farklı görüşler bulunuyor. Sütunların üzerinde yaban domuzu, yaban ördeği, boğa, yılan gibi bölgede yaşayan hayvanların figürleri bulunuyor. Bu figürlerin Göbeklitepe’nin muhafızları olarak görülmeleri ve şans için koyulan totem hayvanları olmaları görüşlerinin yanı sıra bu hayvanların kabilelerin sembolleri olabileceği de düşünülüyor. Ayrıca sütunlardaki aslan tasvirleri de Neolitik Çağ’da bu bölgede aslanların var olması ihtimalini güçlü kılıyor.

Buğdayın ana yurdu Göbeklitepe kabul ediliyor: Günümüzde genetik biliminin katkısı ile birçok varyasyonu bulunan buğday, buluntulara göre ilk olarak Göbeklitepe civarında yetiştirilmiş.

Bira üretimi için tarım yapıldığı düşünülüyor: Araştırmaların ve incelemelerin ışığında, Göbeklitepe’de bulunan tahıl örnekleri üzerinde fermantasyon belirtileri saptanmış. Aynı zamadan tapınak kalıntıları çevresinde bira varilleri olarak kabul edebileceğimiz ekipmanlar bulunmuş. Bu kanıt üzerinden teori geliştiren bilim insanları, Göbeklitepe’nin aynı zamanda erken dönem alkollü içecek üretimi konusunda bir öncü olduğunu düşünüyor. 

Göbeklitepe kaşifi: Klaus Schmidt: Her ne kadar 1983 yılında Şanlıurfalı bir çiftçinin bulduğu oyma taş, Göbeklitepe’nin erken dönem buluntularından biri olsa da asıl çalışmalar 1995 yılında Şanlıurfa Müzesi başkanlığında başlamış. 2007 yılında ise Klaus Schmidt kazı başkanlığına getirilmiş. 

Göbeklitepe, insan eliyle saklanmış olabilir: Dairesel yapının içerisindeki kireç taşı ve toprak yapısının homojen olması, tapınağı içerisindeki pek çok kalıntının tapınak kapatılmadan önce temizlenmesi ise alanın bilinçli bir şekilde gömüldüğünü, diğer bir deyişle kapatıldığını gösteriyor. Fakat ne yazık ki henüz “Göbeklitepe neden gömüldü?” sorusunun bir cevabı yok.  

Sıvı geçirmeyen zeminler: Tapınağının zeminleri özellikle sıvı geçirmeyecek şekilde tasarlanmış. Böyle bir zemine ihtiyaç duyulmasındaki amacın ise, tarihin en eski tapınağında kan, alkol vb. sıvı maddelerle ritüellerin gerçekleştirildiği fikrini destekliyor.

Bu ve benzeri haberler için tıklayınız..